19 Mayıs 2011 Perşembe

Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili pratikte hiçbir şekilde uygulanabilirliği kalmadığı halde yasal olarak yürürlükte bulunun bazı kanunlar bulunmaktadır. Sadece kanunlar değil birçok Yönetmelik, Yönerge, Genelge, Tebliğ ve daha çok da yasal düzenlemelerin içinde yer alan bazı maddeler ya miadı dolduğu için ya da üst yasal düzenlemeler değiştiği için deyim yerindeyse “Yaşayan ölüler” olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

Oysa hukuk devletinin icabı gereği yürürlükte olan bir yasayı uygulamamak suç olduğuna göre, eğer uygulama alanı kalmamış ise yine yasal prosedüre uygun olarak bu yasayı yürürlükten kaldırmak da yine hukuk devletinin icabıdır.
Bu durumda olan o kadar yasal düzenleme var ki bunları madde madde burada saymak imkânsızdır. Özellikle de 12 Eylül tarihli Referandumla Anayasada yapılan birçok değişiklik ve yine 6111 sayılı torba kanunla yapılan birçok değişiklik bazı yönetmelikleri ya da diğer yasal düzenlemelerdeki bir kısım maddeleri hükümsüz hale getirmiştir. Söz gelimi 657 Sayılı kanundaki siciller tamamen kaldırıldığı için sicille ilgili tüm yasal düzenlemeler otomatikman hükümsüz hale gelmiştir. Dolayısıyla da hem tüm kamu kurumlarını kapsayan Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği hem de Milli Eğitim Bakanlığı Sicil Amirleri Yönetmeliği artık hükümsüzdür. Yine izinlerle ilgili değişiklik yapıldığı için Milli Eğitim Bakanlığı izin Yönergesi’ndeki özellikle doğum ve süt izinleri başta olmak üzere diğer izinlerin de güncellenmesi gerekmektedir. Bunlar şimdilik ilk akla gelen bilinen örneklerdir; ancak ciddi bir inceleme yapıldığında kim bilir daha ne kadar hükümsüz, uygulanabilirliği kalmamış, bir başka ifadeyle “Yaşayan ölü” yasal düzenleme karşımıza çıkacaktır.
Ancak bu yazı ile bizim özellikle vurgulamak ve üzerinde durmak istediğimiz iki kanun var ki bunlar en çarpıcı örnekleri oluşturması yönüyle konumuzun özünü teşkil etmektedir. Bu alanda numunelik olan bu kanunların uygulama alanı kalmadığı halde nasıl varlıklarını hala sürdürdüklerini anlamak güç doğrusu. Bırakınız uygulanmayan içeriğini dili ve üslubu bile günümüzün üniversite mezunu seviyesindeki insanlarının zor anlayacağı kadar eskidir. Şayet sınavlarda bu kanunlardan soru sorulmasa belki de tamamen unutulup gideceklerdir.  Söz konusu bu kanunların birisi 1702 sayılı kanun; diğeri ise 4357 sayılı kanundur.
İşte hiçbir hükmü kalmadığı halde halen yürürlükte bulunan bu kanunların içeriklerini özetleyerek anlamaya çalışacak olursak bu yazı ile ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.
1) 1702 Sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun: Günümüz Türkçesiyle yazmak gerekirse ilk ve orta öğretim öğretmenlerinin yükselmelerini ve cezalandırılmalarını düzenleyen bu kanun 29.06.1930 tarihinde yürürlüğe girerek tam 81 yılını geride bırakmıştır. Bu kanunun içeriğine baktığımızda örnek olarak bugün hiç uygulanmayan ama hala yürürlükte olan şu düzenlemeleri görmek mümkündür: Örneğin ortaöğretim müdür ve yardımcılarına öğretmenlik maaşlarından başka yöneticilik ücreti ödeneceği (Md:7), başöğretmen olanlara ayrıca ücret ödeneceği (Md:14),  ilköğretim öğretmenlerinin derece terfilerinin müfettişlerin ve milli eğitim müdürlerinin olumlu görüşlerine bağlı olduğu ve ortaöğretim öğretmenlerininki ise müfettiş raporlarına ve sicil raporlarına bağlı olduğu (Md:16), orijinal bir eser meydana getiren öğretmenlere bir kademe verileceği ve görevini üstün başarı ile yaptığı teftiş raporu ile sabit olanlara bir kademe veya takdirname verileceği (Md:18) Ders ücretlerinin kesilmesi, kıdem indirilmesi, derece indirilmesi, vekâlet emrine alınmak ve meslekten çıkarılmak gibi bugün uygulanmayan cezaların verileceği (Md:19) şeklinde düzenlemeler bulunmakta olup, ilerleyen maddelerde de bu cezaları gerektiren durumların pek çoğunun bugün hiç de uygulanmayan durumlar olduğu görülmektedir.
            Görüldüğü üzere bu düzenlemeler hem pratikte uygulanmamakta hem de diğer 657 ve 1739 sayılı kanunlarla çelişmektedir.
2) 4357 Sayılı Hususi İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına, Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler için Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimai Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanun:  Bu kanun da 19.01.1943 yılında yürürlüğe girmiş olup tam 68 yılını geride bırakmıştır. Kanunun başlığı bile izaha ihtiyaç duyacak kadar eskidir. Zira hususi idarelerden maaş alan öğretmenlerden kasıt, 1948 yılına kadar öğretmen maaşlarının İl Özel İdareleri tarafından verilmiş olması olsa gerek. Bir diğer konu yine bu öğretmenlerin yükselmeleri ve cezalandırılmalarını düzenlemekte. Son olarak ise kısaca bugünlerde türlü tartışmalarla kaldırılması nihayet gündeme gelen İLKSAN’ı düzenlemektedir.
            İçeriğine baktığımızda ise öncelikle uygulanmayan ölü maddelerde, ilkokul öğretmenlerinin 3 yıla kadar stajyer olarak çalışabilecekleri (Md:2), ilkokul öğretmenlerinin görevlerini kusursuz yaptıkları müfettiş, milli eğitim müdürü, başöğretmen, maarif memuru tarafından tespit edilmesine bağlı olarak maaşlarının bir üst dereceye çıkarılacağı (Md:3) üstün başarılı sayılmak, başöğretmen namzedi unvanı verilmek, maarif memuru namzedi unvanı verilmek, yeni tesise adı verilmek ve ülkü eri sayılmak gibi ödüllendirmelerin yapılacağı (Md:5) tatil sonunda mazereti olmadan derse başlama tarihinden bir hafta önce işleri başında bulunmayan ve ders yılı içinde mazereti olmadan aralıksız bir hafta vazifesine devam etmeyen öğretmenlerin istifa etmiş sayılacağı (Md:8) şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır. Görüldüğü üzere bu düzenlemelerin günümüzde uygulama alanı kalmamıştır.
            Bu kanunla düzenlenmiş olup da günümüzde halen mevcut olan tek uygulama yukarıda da bahsi geçen İLKSAN’dır. Nitekim bu kanunla,  “Hükmi şahsiyeti haiz ve Maarif Vekaletine bağlı olmak üzere İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve İçtimai Yardım Sandığı (İLKSAN) adı ile bir sandık kurulur. Bu sandığa sınıf öğretmenleri, eğitim müfettişleri, milli eğitim müdürleri ve bu konuyla ilgili birimlerde çalışan çeşitli memurlar zorunlu üyedirler. (Md:11)” Bu kanunun yaşayan tek maddesi bu konu olup, yukarıda bahsi geçtiği gibi uzun yıllar öğretmenleri rahatsız etmiş ve türlü tartışmalara neden olmuş, sonunda nihayet geçtiğimiz günlerde sendikaların ittifakı üzerine kaldırılması gündeme gelmiştir.
            Sonuç itibari ile özetlemeye çalıştığımız bu iki kanunun günümüzde uygulama alanının kalmadığı bu özet örneklerle daha net görülmektedir. Halen uygulanan tek maddesi olan İLKSAN’ın ise türlü tartışmalara neden olup öğretmen camiasını rahatsız ettiği yine bilinmektedir. Bu nedenle de uygulanmadıkları halde resmi olarak halen yürürlükte oldukları için “Yaşayan ölü kanunlar” olarak nitelendirmek mümkündür.
            Doğrusu Anayasanın 174. Maddesi kapsamındaki İnkılâp kanunlarını tabi ki anlamak mümkün de bu kapsamda yer almadığı halde bu kanunların kaldırılmamasını ya da güncellenmemesini anlamak gerçekten mümkün değildir.
Oysa uygulanmayan tüm yasal düzenlemeler Bakanlıktaki Mevzuatla ilgili birimler tarafından ciddi ayıklamadan geçirilerek değişmesi gerekenlerin değiştirilmesi; tamamen kaldırılması gerekenlerin ise kaldırılması pek ala yapılabilir, yapılmalıdır da. Nitekim Kanunlar TBMM’de, Tüzükler Bakanlar Kurulunda, Yönetmelik, Yönerge ve Genelgeler ise Bakanlıkta birer maddelik yasal düzenleme ile tamamen yürürlükten kaldırılabilir ya da uygun yasal yöntemlerle değiştirilebilir.
Bu sayede yasal görevleri gereği hem bu kanunları uygulamak durumunda olanlar sorumluluktan kurtulur, hem hukuk devletinin icabı yerine getirilmiş olur, hem de sınavlara hazırlananlar değil içeriğini, dilini bile anlamakta güçlük çektikleri bu yükten kurtulmuş olurlar. 19.05.2011                      Cafer GÜZEL

Hiç yorum yok: